Ölümsüzlüğün Peşinde: Mumya

Karl Freund‘un 1931 yılında çektiği ve başrolünde Boris Karloff‘un oynadığı Mumya (The Mummy) filmi bildiğimiz bir konuyu ele alıyor. Firavun‘un en önemli rahibi olan İmhotep sevdiği kadını diriltmek uğruna kutsal yasaları çiğner. Ancak tam emeline ulaşacakken yakalanır ve Firavun tarafından korkunç bir ölüme mahkum edilir. Onu gömen köleler öldürülür. Köleleri öldüren askerler de öldürülür. Böylece İmhotep belleklerden tümüyle silinir. Ta ki bir İngiliz onu yüzyıllar süren huzursuz uykusundan uyandıran kadar. İngiliz arkeologlar sandık üzerindeki uyarılara kulak asmaz ve kutsal sözleri söyleyerek İmhotep’i diriltir. İmhotep de ilk iş olarak yıllar süren uykusundan sonra yeniden aşık olduğu kadını diriltmeye koyulur. Ancak sevdiği kadın Ankh-es-en-amon için bir beden vermelidir. Bu da güzeller güzeli Helen’dir. Helen kendisi için ölümü bile göze alan bu çılgın rahip için acaba ölmeyi kabullenecek midir? 1999 yılında The Mummy filmi de bu konuyu biraz daha allayıp pullayarak, görsel efektlere başvurarak günümüze uyarlamıştı. Silahların bolca patladığı, komedi unsurları katılmış güncel bir aşk masalı olarak önümüze servis edilmişti Mumya. İmhotep de, ismine tezat biçimde, savaşın ortasında bulmuştu kendini modern zamanlarda.

“Barışla gelen adam”

themummyvİmhotep her iki filmde de ele alındığından farklı birisidir. İsmi Eski Mısır dilinde “Barışla gelen adam” olarak ifade edilir. Ancak o günümüze savaş getirmiştir. Arkeologlar onu “ilk mühendis”, “ilk mimar”, “ilk fizikçi” olarak ifadelendirse, hatta tıbbın babası denilse de o “onarılmaz bir aşkla yaralanmış” hırsla dolu bir adam olmaktan kurtulamamıştır. Modern zamanın “tanrıları” onu böyle lanse ediyorsa İmhotep’in de kabul etmekten başka çaresi yoktur.

Karl Freund’un Mumya’sında belirttiğimiz gibi daha çok Frenkeştayn olarak anımsadığımız Boris Karloff oynuyor. Karloff’un doğal görüntüsünde ürkünç hali filme oldukça iyi gitmiş. Daha ilk gördüğümüz andan itibaren, biraz da makyajın etkisiyle mesafeli yaklaşmamıza sebep oluyor. Kafasında fes, uzun Arap elbisesi, donuk ve kötücül bakışlarıyla kendine has bir şekilde dolaşıyor İmhotep. Geçmiş zamanın bilgece sözlerini dinlemeyip kutuyu açarak İmhotep’i uykusundan uyandıran çaylak asistanı güldürerek öldürüyor. Sonra da kendisini dirilten sözlerin de bulunduğu parşömeni alıp sevdiği kadın olan Ankh-es-en-amon’u bulmaya gidiyor. Bu beklenmedik duruma şahit olan Sir Joseph Whemple 10 yıl boyunca İngiltere’ye gidip kaldıktan sonra oğlunun ilginç bir çağrısıyla Mısır’a geri dönüyor. Zira kendini Ardath Bey olarak tanıtan İmhotep sevdiği kadının mezarının yerini Whempler’in oğluna söyleyip mezarı açtırıyor. Ne kadar uğraşsa da eski kadını diriltemiyor. Zira dirilse bile o “ruhsuz” İmhotep’in dediklerine körü körüne uygulayan birisi olacak. İmhotep ise “aşk” istiyor.

Söz uçar mı?

the-mummy1İmhotep sevdiği kadının mezarı başında onun ismi olan Ankh-es-en-amon’u heceliyor. Fakat beklentisinin aksine çağrısına yarı Mısırlı, yarı İngiliz Helen karşılık veriyor. Böylece İmhotep Ankh-es-en-amon’un artık Helen olduğunu, ruhunun onda gizli olduğunu anlıyor.

Günümüzde her ne kadar “söz uçar yazı kalır” desek de eski çağlarda sözün ifade ettiği anlam bugünkünden farklıydı. Zira bir nesneye isim vermek, eski çağ insanı için büyülü bir şeydi. İsim vermek, adını koymak ona “sahip olmanın”, onu “kontrol etmenin” ilk adımıydı. (1) Bu yüzden dil vasıtasıyla doğaya hükmetme çabası da salt işlevsel değil, aynı zamanda mitsel bir işlev de görüyordu. İnsanlar çocuklarına isim verirken düşünüyor, onun ismini “hak etmesini” istiyordu. Ad verme törenleri ya da pek çok kültürde adın verilmesi için özel bir görevle bir işi başarama zorunluluğu da buna hizmet etmekteydi. Söz uçmuyor, hayatı imliyordu.

İmhotep’in sözle uyanması ve sevdiği kadını sözle uyandırmaya çalışması bu yüzden önemlidir. Söz doğru kullanılmadığında insanın başına belalar saracak özel bir şey olarak hem mitler de hem de sinemada yer bulmuştur. Zaten İmhotep Prenses Anks-es-en-amon’un ismini hecelediğinde Helen derhal büyüye kapılır, kendi benliğini kaybeder, İmhotep’e teslim olur. Çünkü İmhotep onu gerçek ismiyle çağırmıştır, ona “sahip olacak” tılsımlı sözü söylemiştir. Helen de bu sözlere karşı duramaz son çare olarak ölüm kapıya dayandığında İsis’ten geçmişin bilge dolu sözlerini öğrenmeyi istemekten başka çaresi de kalmaz.

Geçmişe dönük korku, arada kalan bilim

boris karloffMumya filmlerinin ilk günden bugüne kadar bir özelliği de geçmişe dönük korkudur. Büyülü sözlerle binlerce yıllık derin uykusundan uyandırılan geçmişin karanlıkta kalmış kötülüğü ilk arayışına “kadını” konu eder. Aşk masalları hep hüzünlü şeyler olagelmişse de geçmişin bugüne dönük aşkı korku yaratır. Bu yüzden filmde genç Whempler’in Helen’i, metaforik düzeyde ima ettiği gibi Truvalılardan alma isteği, bu “çalma” girişimine karşı ölümü göze alacak biçimde savaşması iktidar savaşı olarak karşımıza çıkar. İskender’in Doğu’ya yönelik akınlarına kadar hep silik kalmış olan Batı, Doğu’nun yeniden dirilmesine, bugüne karışmasına ve hükmettiği şeyi elinden almasına dayanamaz. İmhotep aslında Helen’e bir metamorfoz önermektedir. Bir kez ölüp, ölümsüzlüğe kavuşarak sonsuza kadar yaşamayı vaat etmektedir.  Ancak Helen dünyayı sevmekte, kendisi için ölen, işkence gören, fedakar İmhotep’in isteğine karşılık vermek istememektedir. O Frank’ı istemektedir. Geçmişi anlamak için bilimsel çaba harcayan ama korkuyu da elinden bırakmayan İngilizler ise bu tehdidi bertarafa etmek için her şeyi yapar, gerekirse Helen’i hapsederler. Bilim insanları ise bu korkuyu aşma çabasına girişmekten çok korkuyu daha da arttırma gibi ideolojik bir görev edinmişlerdir. Bunu kabul etmediklerine Sir Whempler’in başına geldiği gibi “ölürler”.

imhotep-aneksimonMumya filmleri geçmişi anlamak için iyi birer yol gösterici değildirler. Ancak günümüzü anlamak için gelecekte önemli bir “arkeolojik bulgu” olacakları kesindir.  Her ne pahasına olursa olsun iktidarı elinden bırakmamak için korkuyu üretmek gibi bir işleve büründürürler. Daha önce analizini yaptığımız Şeytan filminde olduğu gibi geçmişi anlamayı değil, korku ve lanet unsuru olarak “derin uykusundan” uyandırmamaya çabalarlar. Ancak gerçeğin kötü bir huyu da önünde sonunda kendini dayatmasıdır.

Kaynak:

(1) Ernst Fischer, Sanatın Gerekliliği, Payel Yayınevi

Filmin Künyesi

  • Yönetmen: Karl Freund
  • Yapımcı: Carl Laemmle Jr.
  • Senaryo: John L. Balderston
  • Oyuncular: Boris Karloff, Zita Johann, David Manners, Edward van Sloan
  • Dağıtımcı: Universal Studios
  • Vizyon Tarihi: 1932
  • Süre: 73 dakika
  • Ülke: ABD
  • Dil: İngilizce

Diğer Mumya Filmleri

  • The Mummy’s Hand (1940)
  • The Mummy’s Tomb (1942)
  • Mummy’s Tomb (1964)
  • The Mummy’s Shroud (1966)
  • Blood from the Mummy’s Tomb (1971)
  • The Mummy (1999)
  • The Mummy Returns (2001)
  • The Scorpion King (2002)
  • The Scorpion King 2: Rise of a Warrior (2008)
  • The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor (2008)
  • The Scorpion King 3: Battle for Redemption (2012)

www.sinehayat.com

Mikail Boz / Nisan 2012